top of page

“Saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman,ayarı insandır... Bu da gösterir ki, zamanve mekân, insanla mevcuttur.”

AHMET HAMDİ TANPINAR’IN 1961 YILINDA YAYIMLANAN SON ROMANI SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ, BATI İLE DOĞU ARASINDA SIKIŞMIŞ BİR TOPLUMU İNCELİKLE HİCVEDİYOR. GERÇEKLE HAYALİN, GEÇMİŞLE BUGÜNÜN, GELENEKLE MODERNLİĞİN İÇ İÇE GEÇTİĞİ BU ROMAN, MİZAHLA HÜZÜN ARASINDA GİDİP GELEN DERİN BİR KİMLİK ARAYIŞINI ANLATIYOR.



Kaç zamandır aklımdan geçen, hayal ettiğim ama bir türlü eyleme geçemediğim bir konu var: Etkin Sağlık dergisinde meslek dışı bir alanda yani edebiyat üzerine yazmak. Edebiyatı, roman okumayı ve naçizane analizini yapmayı seviyorum. Yaklaşık beş yıldır bir okuma kulübüne devam ediyorum. Eczacılık mesleğimin yanında, edebiyat konuşmak, bir kitabın içinde yazarın ne anlatmak istediği üzerine kafa yormak ve ayda bir okuma kulübündeki arkadaşlarımla bir araya gelmek bana gerçekten “ilaç” gibi geliyor. Her buluşma sonrasında bol bol oksitosin salgıladığımı, kortizol seviyemin düştüğünü ve yaşam iştahımın arttığını hissediyorum.

Niyetim, Türk edebiyatından okuduğumuz klasiklerden damıttıklarımızı sizlerle paylaşmak...

Bu paylaşımlarımın içeriği edebiyat hocamızın mihmandarlığında kitapsever dostlarım ile birlikte yaptığımız yorum ve değerlendirmelerden süzülenler olacak. Yazılarda kitapların sadece özetlerini değil; karakterlerin altına saklanmış duyguları, yazara dair ilgi çekici küçük notları, belki bir tiyatro oyunu ya da müze gezisi önerisini bulacaksınız. Çünkü edebiyat bence sadece okumak değil, yaşamak, hissetmek ve üzerine konuşmakla daha keyifli hale geliyor. Bu yazıyı kaleme almama vesile olan kitap, okuma kulübümüzün Eylül 2025-Haziran 2026 sezonunun ilk kitabı oldu: Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü.


Tanpınar’ın 1961 yılında yayımlanan bu son romanı, Türk edebiyatının en önemli ve postmodern eserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Gerçekle hayalin, geçmişle bugünün, gelenekle modernliğin iç içe geçtiği bu roman; mizahla hüzün arasında gidip gelen derin bir kimlik arayışını anlatıyor.

Tanpınar, Batı ile Doğu arasında sıkışmış bir toplumu incelikle hicvediyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında hızla değişen ve modernleşme telaşına kapılan toplumu, eski alışkanlıklarını terk edemeyen insanları mizahi bir dille ele alıyor. Roman, dört bölümden oluşuyor: Büyük Ümitler, Küçük Hakikatler, Sabaha Doğru ve Her Mevsimin Bir Sonu Vardır. Her bölümde, ana karakter Hayri İrdal’ın hayatına; içsel çatışmalarına, pişmanlıklarına ve küçük aydınlanmalarına tanıklık ediyoruz. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e kadar uzanan geniş bir dönemin ruhunu Tanpınar’ın özenli diliyle yaşıyoruz.


“Saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman, ayarı insandır... Bu da gösterir ki, zaman ve mekân, insanla mevcuttur.”


Romanın merkezinde, “zamanı ayarlama” gibi hem komik hem de düşündürücü bir fikir var. İnsanların zamanı daha verimli kullanmaları için kurulan bir kurum: Saatleri Ayarlama Enstitüsü…



Tanpınar yalnızca o dönemi değil, bugünü de anlatıyor gibi; çünkü çevremize baktığımızda bu enstitünün modern versiyonlarını açıkça görebiliyoruz: Değeri olmayan ama iyi pazarlanan fikirler, konunun uzmanı olmadıkları halde her konuda konuşan influencerlar, kullanışsız “trend” ürünler…


Birkaç süslü cümle, resmi imza ve “devlet himâyesi”yle bu enstitü aniden ülkenin prestijli kurumlarından biri haline geliyor. Herkes bir görev peşindeyken, aslında kimsenin ne iş yaptığı açık değil. Enstitü büyüdükçe içi boşalıyor; memur sayısı artıyor, evraklar çoğalıyor, tabelalar çoğalıyor. Fakat ortada gerçek anlamda bir “iş” yok. Başka bir deyişle, kurum kocaman bir gösterişten ibaret oluyor.

Bütün bu garip yapının lideri ise Halit Ayarcı. Soyadından da anlaşılacağı üzere tüm işleri elinde tutan, organize eden, modernleşme esnafı diyebileceğimiz bir insan Halit Ayarcı. Yeniye hayran, eskiye düşman biri olarak romanın önemli bir karakteri… Ayarcı, modernleşme arzusunun, değişme tutkusunun ve biraz da toplumsal sahtekârlığın vücut bulmuş hâlidir. Herkesi ikna eder, her şeyi “olur” hale getirir, çünkü kelimelere hükmeder. Onun en büyük gücü —hatta tehlikesi— inandırıcılığıdır. Gerçekle yalanın, faydayla gösterişin arasındaki çizgiyi siler. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü kurarken aslında sadece zamanı değil, insanların zihnini de “ayarlar.”

Romanın anlatıcısı Hayri İrdal ise onun tam tersi: Hayattan nasibini alamamış, borç içinde ve mutsuz biri. Fakat “talih kuşu” gibi gördüğü Ayarcı ile tanıştıktan sonra hayatı bambaşka bir hal alıyor. Başlarda parasız, ailesini geçindirmekte zorlanan, borca batmış biriyken, Ayarcı sayesinde ünlü, zengin ve mevki sahibi olur. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün müdürü, Ayarcı’nın en kıymetli yardımcısı olur. Hatta on sekiz dile çevrilen bir kitabı bile vardır! Bu başarısının bedeli, içindeki samimiyeti yitirmektir. Enstitüyle birlikte, hayatı kocaman bir yalanın içine düşer. Tanpınar yalnızca o dönemi değil, bugünü de anlatıyor gibi; çünkü çevremize baktığımızda bu enstitünün modern versiyonlarını açıkça görebiliyoruz: Değeri olmayan ama iyi pazarlanan fikirler, konunun uzmanı olmadıkları halde her konuda konuşan influencerlar, kullanışsız “trend” ürünler… Hepsi Halit Ayarcı’nın ruhunun günümüze yansıması.

Romanın içinde ise iki kişi bu yapay dünyadan uzakta kalır: Hayri İrdal’ın ustası Nuri Efendi ve oğlu Ahmet. Tanpınar bu ikisini bilgelik simgeleri olarak kurar: Sade, dürüst ve işlerine özen gösteren, sahiden emek veren insanlar. Tanpınar gerçek kurtuluşun parıltı ve gösterişte değil, çalışmakta ve üretmekte olduğunu fısıldar bizlere.

Ve elbette, hikâye kaçınılmaz sona doğru yol alır: Saatleri Ayarlama Enstitüsü, görünürde büyüklüğüne rağmen aslında boş ve anlamsız yapısıyla çöker. Halit Ayarcı, tüm iddialarının ve hırsının gölgesinde ortadan kaybolur. Hayri İrdal ise, tüm görkemin içinde aslında ne denli yalnız ve çaresiz olduğunu bir kez daha anlar. Ne saatler düzelmiştir, ne de insanlar. Tanpınar bu yıkımı son değil, bir uyanış olarak anlatır. Sonuçta, zaman ayarlanamaz, mekân değiştirilemez, ama insanın kendisi ve farkındalığı bu döngünün içinde sürekli yenilenebilir. Belki de asıl ayarlanması gereken şey, saati değil, insanın kendisidir.


“Zamanı durduramayız, ama kendimizi onun içinde bulabiliriz.”




 
 
bottom of page