top of page

“İçini” Öldürmeyi Reddeden Bir Kadın: Tante Rosa-Sevgi Soysal

7 Eyl
3 dakikada okunur

YAYIMLANDIĞI DÖNEMDE “YERLİ” OLMAMAKLA ELEŞTİRİLEN SEVGİ SOYSAL, BİZLERE TANTE ROSA’YA SAHİP ÇIKMAMAMIZI VASİYET ETTİ. SEVGİ SOYSAL’IN VASİYETİ BAŞIMIZIN ÜSTÜNE!


Sizleri, bizim topraklar için fazlasıyla cesur, bildiğini okumaktan asla vazgeçmemiş cesur bir kalemle, Sevgi Soysal ile tanıştırmak istiyorum. Yollarımızın kesişmesi, okuma kulübümüz için seçtiğimiz Tante Rosa kitabı sayesinde oldu. İyi ki de bu kitabını seçmişiz çünkü kızı Funda Soysal “ilk kez buluşacak okura, onu tanıtmak için en doğru kitap olabilir” diyor Tante Rosa için. Eğer siz de henüz tanışmadıysanız Sevgi Soysal ve kitabımızın ana karakteri Rosa ile, niyetim bu yazının tanışmanıza vesile olması...

1936 İstanbul doğumlu olan Soysal, 1976 yılında kansere yenik düşene dek sadece kırk yıl süren o kısacık ömre devasa bir dünya sığdırdı. Müstehcen bulunduğu için toplatılan kitapları, siyasi nedenlerle hapis yatışı ve ödüllü romanı Yenişehir’de Bir Öğle Vakti’ni cezaevinde kaleme alışı, onun ne denli güçlü bir karakter olduğunun en somut kanıtları.

Tante Rosa, Sevgi Soysal’ın ifadesiyle “ Alman anneannesinden ve teyzesinden başlayıp kendisinde biten bir kadınlık çizgisinin” hikâyesi. 14 bölümden oluşan olaylar bütününde, Rosa’nın çocukluğundan başlayıp ölümüne varan döngüyle tamamlanıyor. At cambazı olma hayali kuran küçük Rosa’nın ölene kadar kurulu düzene karşı çıkmasına, birey olma savaşına ve seçimlerinin sonuçlarına katlanmasına şahitlik ediyoruz. Rosa için bazen üzüldüm; küçükken rahibeler okulunda koşup terleyince kana kana su içtiği için cezalandırıldı. Okulda ona “içini “öldürmesi, kurallara uyması dayatılıyordu, ufacık bir kaçamakta dahi hemen cezalandırılıyordu. Gösteri öncesi merakına yenik düşüp saçlarına azıcık baktığı için yine ceza aldı. Aslında Rosa’nın tek isteği o hiç kimseye benzemeyen ‘içini’ yaşatabilmekti. Rosa’nın toplumsal düzene uymama ve her zorluğa rağmen kendi olma çabasını diğer bölümlerde de görüyoruz.


İtiraf etmeliyim ki kitabı okurken zaman zaman Rosa’yı anlamakta zorlandığım anlar oldu. Niçin çocuklarını bırakmıştı? Neden yaşadıklarından bir türlü ders çıkartmıyordu? Kazandığını biriktirip neden geleceğini planlayamıyordu? Ah işte düzene boyun eğme ve bu düzen içinde çok da sivrilmeden yaşamaya dairdi bu sorularım 2026 Türkiye’sinde. Oysa 1968 yılında yazılan bu kitap, Rosa üzerinden, kadınların kendilerini önceliklendirmesinin, dilediği gibi yaşamasının ve toplumsal “meli-malı” kalıplarından kurtulmasının o kadar da korkunç olmadığını bizlere fısıldıyor.


# Bir Kütüphane Molası Sevgi Soysal’ın o hür ruhunu İstanbul’un kalbinde selamlamak isterseniz, Beyoğlu’ndaki Sevgi Soysal Kütüphanesi’ni mutlaka listenize ekleyin. Sadece kitapların arasında kaybolmak için değil, bu toprakların en cesur kadınlarından birinin adını taşıyan o atmosferde soluklanmak için de kıymetli bir mekân. Belki bir köşeye oturup Tante Rosa’nın son sayfalarını orada çevirmek, yazara ve bıraktığı mirasa ufak bir teşekkür etmenin en güzel yolu olur.


Bazı hikâyelerde ise güldürdü beni Rosa; parasızlığına rağmen yeşil bir papağan sahibi olma tutkusuna, yada keman çalan kocasına, parası olunca keman biçimli mermer bir mezar taşı yaptırmasına bayıldım. Yaşadığı tüm zorluklara rağmen yaşamakta ısrar edişine “aferin” dedim içimden. Kitabın her bölümünde karşımıza çıkan “Sizlerle Başbaşa” dergisinden bahsetmeden olmaz. Bu dergi Rosa’nın bir nevi yaşam kılavuzu oluyor. Dergide her gördüğü ilandaki iş fırsatını değerlendiriyor ve çok farklı iş alanlarında çalışmak durumunda kalıyor. Yeri geldiğinde mezar temizleyiciliği, pansiyonculuk, vestiyerlik ve hela temizleyiciliği yapıyor, yeri geldiğinde ise bir genelevde sekreter olmaktan geri durmuyor. Rosa, hayatın aşk romanlarındaki gibi olmadığını biliyor ama yine de o dergiyi okumaktan, yani umut etmekten asla vazgeçmiyor.


Yayımlandığı dönemde “yerli” olmamakla eleştirilen Sevgi Soysal, bizlere Tante Rosa’ya sahip çıkmamamızı vasiyet etti. Sevgi Soysal’ın vasiyeti başımızın üstüne! Şimdi kitabın kapağındaki o aydınlık gülümsemesine bakarken, kendimi Rosa’nın şarkısını mırıldanırken buluyorum:


“I love you Tante Rosa!”

Edebiyatın peşinde küçük öneriler:


# İzleyin Tante Rosa kitabının içinde yer alan bir öyküden uyarlanan “Sevgi Soysal Yaşamakta Israr Ediyor” tiyatro oyununu izlemenizi öneririm. Sevgi Soysal’ın hayatını anlatan ve belgesel ögeler taşıyan bu oyunda Tante Rosa, Yürümek, Şafak, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu ve Yenişehir’de Bir Öğle Vakti gibi tanınmış eserlerinden izler ve karakterlerle karşılaşıyoruz. Oyunun ilk bölümü ergenliğinden, gençliğinden, İmroz Adası’ndaki günlerinden bahsederken, ikinci kısım Sevgi Soysal’ın 12 Mart döneminde yaşadıklarına odaklanıyor. Oyunda 1948, 1962, 1967 ve 1973 yılları tarihsel aralıklar olarak seçilmiş. Cumhuriyetin 25. ve 50. yılları arasındaki süreç Soysal’ı ve toplumsal süreci birlikte aktarmasıyla döneme tanıklık etmemize imkân veriyor. Özetle oyun bizlere, başına ne gelirse gelsin hayattan vazgeçmeyen, sorgulayan, direnen ve üreten Sevgi Soysal’ı izleme fırsatı sunuyor. Şimdiden keyifli izlemeler...


Kırkıncı yaşına ülkesinden uzakta, Londra’da giren bir kadın… İki göz odalı, geçici kiralanmış bir evde, o sabah da günün ilk ışıkları ile açıyor gözlerini. Kendi kadar inatçı kanseri onu rahat uyutmadığından mı? Ölüme inat içinde bir türlü gemvuramadığı o yaşam hızı onu ele geçirdiğinden mi? Yoksa yazdığı karakterler uyku ile uyanıklık arasında ona musallat olduğu için mi? Eğer bu kadın Sevgi Soysal ise bu soruların tek bir cevabı yoktur çünkü ihtimaller pek çoktur.


bottom of page