top of page

Melih Cevdet Anday: Şiir Çeviri Deneme

Melih Cevdet Anday, edebiyatın çeşitli dallarında başyapıtlar ortaya koyarken diğer yandan üretiminin kuramsal çerçevesi üzerine de önemli ve kapsamlı görüşler ileri sürdü. Onun yapıtlarında, üstün sanatsal yaratıcılığı ile düşünür niteliği yan yana. Çeviri ve özel olarak şiir çevirisi, üzerinde çok durduğu konular arasındaydı.


Melih Cevdet Anday’ın şiir, roman, tiyatro ve deneme türlerindeki ustalığının yanına bir de çeviriyi eklemeli. Şiir, roman ve deneme dallarında herkesin belleğinde onun çevirilerinden bir bölüm var. Edgar Allan Poe’dan Annabel Lee, Lorca’dan Atlının Türküsü, Eluard’dan Hürriyet örneklerinde olduğu gibi şiir çevirileri. Romanda ise Ölü Canlar, Babalar ve Oğullar, Buz Sarayı gibi roman çevirileri. İngiliz Edebiyatından Denemeler’de Francis Bacon, William Hazlitt, Robert Lynd ve T.S.Eliot’tan deneme çevirileri. Anday, edebiyatın çeşitli dallarında başyapıtlar ortaya koyarken diğer yandan üretiminin kuramsal çerçevesi üzerine de önemli ve kapsamlı görüşler ileri sürdü. Onun yapıtlarında, üstün sanatsal yaratıcılığı ile düşünür niteliği yan yana. Çeviri ve özel olarak şiir çevirisi, üzerinde çok durduğu konular arasındaydı. Şiir çevirirken duyumsadığı şiir yazmanın tadını, Orhan Veli’nin hazırladığı Tercüme dergisinin 1946 yılında yayımlanan şiir özel sayısında Sabahattin Eyüboğlu, Cahit Sıtkı Tarancı, Necati Cumalı ve Azra Erhat’la birlikte çalışırken almış Anday. Yazılarında bütün şairlere şiir çevirisi yapmalarını öneriyor. Hem kendilerini aşmak hem de anadilleri üzerine düşünmek için.


Anday, birkaç denemesinde Jean Cocteau’nun,“Şiir başka bir dile, hatta yazılmış göründüğü dile bile çevrilemez” görüşünü yineler. Bu görüşün daha ileri gidilerek gündelik dil için de geçerli olduğu söylenebilir. Farklı dilleri bir sözlük aracılığıyla, sözcük sözcük eşleştirilerek birbirine karşılık saymak, vahim bir yanılgı. Oysa diller arasında çeviriyi olanaksız sayan görüşler var. Biçimsel güzellik ve anlam yitimi olmadan çeviri olmaz. Bu açığı sınırlamak ancak çevirmenin yaratıcı katkısıyla olanaklı. Çeviri, çevirmenden bir sanatçı performansı bekler. Çevirmen bir katalizör değildir. Çeviride yaratıcı bir çaba olmazsa herkes kaybeder: Kaynak dildeki yapıt, erek dildeki hali, sanatçı ve çevirmen, kimse kazanamaz. Bu durumda çeviri, yapıt hakkında ancak bir izlenim verebilir. Yapıta sadık kalınırsa erek dilde aynı etki yaratılamaz, güçlü etki için çalışılırsa bu kez yapıttan uzaklaşılmış olur.

1940’lı yıllarda Tercüme bürosundaki çalışmalarıyla ufkunu dünya edebiyatı boyutlarında genişleten Melih Cevdet Anday, Annabel Lee gibi çok başarılı çeviriler yapmasına karşın şiir çevirisini sürdürmemiştir. Bir aşamadan sonra çevirmen kendi yaratıcılık dağarından kullanmaya başlayacaktır ki bunun sanatçı için ne kadar yıpratıcı olduğu ortadadır.

Güzelliği ve öğeleri arasındaki uyumu bozulmadan bir şiirin öteki dile aktarılması olanağı var mıdır? Ama denebilir ki bütün zihinsel temsil ve yansıtma girişimleri aynı engellerle karşı karşıyadır. Nesnel gerçeklik karşısında insan her zaman yeniktir. Onu algılama, kuşatma ve yönlendirme konusunda hep bir adım geridedir. Bütün bunlar çevirinin çok zor olduğunu gösterir ama olanaksızlığını değil. Öte yandan da değeri bilinmez bir etkinliktir çeviri. Çok zordur ama bir ülke edebiyatı için yaşamsal bir gerekliliktir. Tıpkı hava gibi ancak yokluğunda yaşamsal önemi duyumsanan bir ögedir. Çok iyi bir çeviri ise kendini hissettirmeyen çeviridir. Ancak erek dille okuyup anlayabilen insanların şiirden tat almasına gönül vermiş çevirmenler, bu sıkıntılı işe girişebilir. Büyük yapıtların bizim okurlarımıza da ulaşmasına yardımcı olmak, sanatsal sürecin gerçekleşmesine katkıda bulunma heyecanı, çevirmenleri hareketlendirebilir.


İnsan dil yoluyla ürettiği kavram ve imgelerle dış dünyayı kendisinin kılar. Bu nedenle dış dünya ile dil arasındaki ilişki, düşünme dolayımında gerçekleşir. Sanki bütün insanlar aynıymış da farklı olan onların yalnızca sözcükleriymiş sanısı bir yanılgı. Sözcük sözcük çevirerek farklı dillerde aynı anlamlara ulaşmak olanaklı değil. Çeviri nötr bir eylem hiç değil. Çeviri gibi çok geniş kapsamlı bir işleme gereksinim var. Her iki kültüre de egemen olabilmeli çevirmen. Diller birbirine çevrilirken asıl ortak kültür bu çerçevede oluşmakta. Şiir çevirisine göre gündelik dilde çevirinin kolaylığı, sabit anlamı aktarmaktan kaynaklanıyor. Ama şiir zaten sabit anlamdan kaçıyor. Amaç gündelik dilin çok ötesinde çoğul ve çağrışıma dayalı bir anlam oluşturmak. Bunu aynı sözcüklerle öteki dilde elde etmek neredeyse olanaksız.

Anday, Cocteau’nun söyleyişinden şiirin kaynak dilde bile yazılamadığı sonucunu çıkarıyor. Daha doğrusu şiir hiçbir dilde yazılamaz. Çünkü şiir başka bir dildir, başka bir dilde yazılır. İnsanların ana dillerinde bile anlaşmalarının gittikçe zorlaştığı da hepimizin kişisel deneyimimizden çıkarabileceği bir sonuç. Kendimizi ifade edememekten, derdimizi anlayacak birini bulamamaktan sık sık yakınıyoruz. Her sözcüğün ait olduğu toplumun anlam dünyası içinde bir değeri var. Sözcükler, duyguları, düşünceleri yansıtmıyor, tersine sözcüklerle ve dilin üretim mekanizmaları ile anlam üretiyoruz. Bu nedenle çeviri sonucunda erek dilde kaynak dille tam çakışmayan bir anlamın ortaya çıkması kaçınılmaz. Ama hiç yakınmamalı, ötesi bundan mutluluk duymalıyız. Çeviri sonuçlarının her zaman bir zenginleşme ve çeşitlenme yarattığını düşünerek sevinmeliyiz. Bu nedenle çeşitli kültürlerin, uygarlıkların karşılaşmalarında, çevirinin işlevi yaşamsal önemde.


Anday’ın yaratıcılığının bir ucunda şiir, öteki ucunda deneme bulunur. Diğer yazın türleri bu iki uç arasında sıralanırlar. Anday şiirin içerik, biçim kategorileri çerçevesinde kavranmasına karşıdır. Şiir olumlu düşüncelerin uygun bir biçimde somutlaştırılması değildir ona göre. Şiir başlı başına bir düşünüş tarzıdır. İmgesel ya da sezgisel düşünce. Bu noktada başlar şiir çevirisinin güçlüğü. Anday, şiirle düşünür. Dünyayı şiirle algılar, kavrar. Gündelik dile çevrilerek anlaşılmaya çalışılması ona göre şiirin büyüsünü bozar. Şiir bir yapıdır ona göre.


Biçimsel güzellik ve anlam yitimi olmadan çeviri olmaz. Bu açığı sınırlamak ancak çevirmenin yaratıcı katkısıyla olanaklı. Çeviri, çevirmenden bir sanatçı performansı bekler.


Sesin, biçimin, içeriğin yapılaşmış bütünü. İçerik, biçimle, sesle aynı anda belirir. Anday’da deneme, bu çerçevede şiirin tam karşı ucunda konumlanır. Düşünce, burada bir içerik olarak varolur. Biçim ise içeriğin daha iyi iletilmesi için önem kazanır. Anday, şiiri, gündelik dilin anlam üretme kapasitesiyle yetinmeyen şairin daha geniş anlam ufuklarına açılma deneyi olarak tanımlıyor. Ama deneme, gündelik dille yazılmak durumunda. Şairlerin sık sık denemeye başvurması dil deneyleri sırasında ayaklarıyla yeri duyumsamak için olmalı. Kuşkusuz bu deneyler, şairlerin gündelik dile egemenliklerini artırmakta.


Deneme bir arayış, bir keşiftir. Bu arayışta denemeci daha önceki arayışların sonuçlarından yararlanır, onlarla karşılaşır, hesaplaşır.


Anday denemeyi şu rahatlıkta tanımlıyor: “Deneme bir konunun etrafında dolaşmaktır.” Konunun yanında, yöresinde gezindikçe değişik bakış açıları belirir. İlkin daha önce geliştirilmiş düşünceler gözden geçirilir. Arkasından varsayımlarda bulunmak, sonra bunları çeşitli karşı görüşlerle sınamak gelir. Anday’la gerçekten konunun etrafında dönersiniz. Onun denemesinde değişik önermeler, tezler, eleştiriler bu gezi boyunca ortaya çıkar. En güzeli de okuyucunun katılımıyla. Okuyucu, bu görüşleri kendisi de katkıda bulunacak kadar yakından duyumsar. Anday’ın denemesi bir sorun, bir izlenim, bir ayrıntı ortaya konur. Sonra değişik bakış açılarıyla sorular başlar. Anday’da soru yanıttan ağır basar. Sorulara yanıtlar aranırken çeşitli ara aşamalardan ve basamaklardan geçilir. Denemenin sonunda kesin bir yargıya ya da mutlak bir doğruya varılmaz. Ama okuyucu, hem deneme boyunca yazarla birlikte yol alır hem de deneme bittikten sonra bile yürüyüşü sürer. Okuyucuyu bu kadar işin içine katabilmek bir biçim ustalığı. Okuyucu, ele alınan konuda daha önce ileri sürülmüş birçok görüşü de edinir. Anday çeşitli alanlarda geniş bir bilgi birikimine sahip bir yazar. Ama denemelerini değerli kılan içerdiği bilgilerden çok bunların sunuluş biçimi ve birbirleriyle kurduğu bağlantılar. Onun denemesinde çeşitli düşünceler birbirlerini izleyerek, çağrıştırarak, sezdirerek, birbirinin içinden çıkarak ya da tam karşı uçtaki düşünceyi kışkırtıp harekete geçirerek adeta dans ederler.


Şiirde biçim içerik ayrımına karşıdır Anday. Ama düzyazıda biçim, içerilen düşüncenin daha iyi iletilmesini sağlar. Ötesi denebilir ki onun denemesinin biçimi gerçeği kavramanın yöntemini de sergiler. Yalnızca yeni bilgiler değil, ama yeni bakış açıları edinmek, eleştirel ve sorgulayıcı tutuma yönelmek, onun denemelerini okuyanlara yabancı değil. Anday, okuyucuya bir inancı, bir yargıyı dayatmaz. Ona yalnızca deneyip kendi sonucunu çıkartmayı önerir. Deneme, baştan belirlenmiş bir sonucun serimlenmesi, bir önyargının benimsetilmesi hiç değildir. Denklemi baştan kurup deneme boyunca bunu kanıtlamaya girişmez Anday. Ayrıntıların çekiciliği, yol boyunca yapılan keşifler, her görüşün yanına karşıtının dikilmesi okuyucuda heyecan yaratır. Deneme, ulaşılacak bir hedef ya da varılacak bir yargı değil, gidilen yolun ta kendisidir.


Deneme bir arayış, bir keşiftir. Bu arayışta denemeci daha önceki arayışların sonuçlarından yararlanır, onlarla karşılaşır, hesaplaşır. Bol bol alıntı yapmaktan çekinmez Anday. Bazen onlarla koşut, bazen karşıt düşer. Kuşkusuz denemenin bir doğrultusu, aldığı bir yol vardır ama eleştirerek geçtiği düşüncelere gene de saygılıdır. Onları yargılayıp bir alt kata indirmez. Kendisini diğer insanlardan biri sayan ve bütün insanların bir hamurdan yapıldığına inanan bilge bir yazarın alçak gönüllüğüyle. Başka yazarlarla ve okurlarla tartışırken kendi görüşlerini dayatmaz. Başkalarının da haklı olabileceğini belirterek savunur görüşlerini. Anday’ın denemesinde baştan öngörülmeyen noktaya gelindiği de olur. “Bakın ne konuşuyorduk, nereye geldik” diyerek de bu durumu dile getirir. Varılan noktada yine bir kesinlik yoktur. Varılan yer, ötelere uzanırken yolculuk sırasında geçilen yerlerden biridir. Anday’ın bakışının temel özeliklerinden biri olan görecelilik, denemesinin biçemini etkileyen önemli bir boyut durumunda. Gerçeği kavramak ya da onu kurmak, çok yönlü bakış açısını ve görecelilik çerçevesinde çeşitli denemeler yapmayı gerektirir.

Anday’ın denemelerinde okuyucuyu katılıma çağıran bir söyleşi havası, sürekli varlığını duyurur. Denemeler, taşıdıkları düşünsel ağırlık yanında, bu özelliğiyle ters orantılı, okuyucuyla kolaylıkla buluşma yeteneğine sahiptirler. Anday, zorluğu sanki yalnızca şiir okurlarının sırtına yıkmıştır.

bottom of page