top of page

BİR MİSAFİRLİK

Yolum üzerinde bir kırtasiyeci var. Üç dört yıldır, öğretim yılı başlarında hep ona uğrarım. Kızımın ve oğlumun kitaplarını, araç, gereçlerini tamamlamak için. Ama kaç kere gitsem bir türlü tüketemem eksiklerini. Ancak çocuklarla birlikte gittiğimizde koyarız son noktayı. Şimdilerde öğretim yılının başlarındayız. Ama yine de bir nedenle oralardan geçerken kızımla uğramadan edemedik. Yanından her geçişte bir göz atmadan yapamam, arabayla ne kadar hızlı olsam da.

Kızım, sunduğu sınırlı seçeneklere karşın, okulunun karşısındaki küçük dükkanın kırtasiye diye anılmasından yılmıştır. Üstelik böyle bir dükkâna bile ulaşmaları kolay değildir. Ders aralarında bahçe dışına çıkmalarına izin verilmiyor. Okul girişi ve çıkışlarında da zaman o kadar azdır ki, çok zorunlu bir gereksinim için dükkâna girip istediğinizi söyleyip almak için bile ancak yetiyormuş. Oysa kızıma göre alışverişin asıl zevki, bütün seçenekleri tek tek inceleyerek cebindeki parayla karşılaştırdıktan sonra bir seçimde bulunmaktır.


Kızıma, oğluma, dolayısıyla bana bu kadar güzel seçenekler sunan dükkânın önünden geçerken vitrininin boşaldığını fark ettim birden. Bir duyuru vardı taşındıkları yeni adres konusunda camında, ama bir türlü hız kesip yeni adresi de alamadım. Bir süre sonra kızımın sınavlarıyla ilgili yeni yayın ararken bu kırtasiyeye de uğramak aklıma geldi. Bu kez dükkânın eski yerinin önünde durup adresi aldım. Adres, doğrusu dükkanın yeni yerini iyi tanımlayamıyordu ama zor da olsa buldum. Üstelik de aslında aynı yol üzerindeymiş.


Bu kez dört katlı, dört başı mamur bir kırtasiye pazarıydı karşımdaki. Dükkânın bir katı, ağırlıklı olarak çocuk yayınları olmak üzere düzenlenmişti. Kırtasiye bölümlerine kendimi kaptırmadım. Ama kızımla en kısa zamanda buraya gelmeliyiz, onu kırtasiye, ders araç gereçleri alışverişinde özgür bırakmalıyım, diye düşündüm. Özgürlükle alışveriş, aslında karşıt sayılması gereken iki kavram. Alışveriş ideolojisi, bugün her alanda yaşadığımız felâketin sorumlularından biri. Belirli bir gereksinime tekabül edip etmediğine bakmadan, sınırsız satın alma hırsı bizi tutsak almış durumda. Sorun, belirli bir gereksinimi karşılamak üzere değil de, sanki satın alma duygusunu tatmin etmek için alışveriş yapmakta. Batıda alışverişin verdiği zevk, cinsellikten de önceymiş yapılan anket sonuçlarına göre. Bir kitap bölmesine gireyim de bütün rafları gözden geçirmeyeyim, kitaplara bakmayayım olur mu? Ama burada çocuk kitapları ve özellikle okullarda çocuklara önerilen kitaplar var. Elbette çok tartışma götürür bu kitap listeleri, ama çok da sorun değil. Yeter ki üzerine konuştuğumuz şey kitap olsun. Şimdilerde eski yazarlarımız olduğu gibi günümüz yazarları da yer alıyor raflarda, çocukların okuması için. Memet Fuat’ın çocuklar için seçtiği şiirlerle o sırada karşılaştım. Şiir konusundaki seçiciliği ve yönlendiriciliği müthiştir Memet Fuat’ın. Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi, onca derlemenin içinde ilk sıradadır. Çocuklar için seçtikleri de çok güzel Aslında belki de önce büyükler okumalı onları. Bana çok iyi geldi bu şiirler. En çok Melih Cevdet’in şu şiirini sevdim.


Bir misafirliğe gitsem bana temiz bir yatak yapsalar Her şeyi, adımı bile unutup uyusam.

Kalktığımda yatağım hâlâ lavanta koksa Kekikli zeytinli bir kahvaltı hazırlasalar

Nerede olduğumu hatırlamasam Hatta adımı bile unutsam


Ne kadar etkili dörtlükler. Bulunduğun yerden ayrılıyorsun. Bir misafirliğe gidiyorsun. Evinde yatıya kalacak kadar da dostsun onlarla. İnsan dostlarını sık sık ziyaret etmeli. Çağrılı olsun olmasın, düzenli aralıklarla onlarla görüşmeli. Dostluğun değerini zaman geçtikçe anlıyorsun. Dostlarını seçmiyor insan. İnsanın çeşitli kişilerle ilişkileri zaman içinde sınanıyor. Bazı arkadaşları eleniyor, bazıları daha öne çıkıp güçleniyor. Zaman geçtikçe de anlıyorsunuz ki dostları insanın en değerli varlıkları olabiliyor.


Ne güzel, oturup konuşuyorsunuz. Dostlarla misafirlikte bir akşam yemeğinde söyleşmek ne büyük keyif. Sana gece kalmayı öneriyorlar. Gece eve dönme telaşın yok. İçkili araba kullanırken denetime takılma tehlikesi de. Böyle baskı olmayınca insanın zihni o kadar açılır ki, son zamanlarda kafana takılan bütün soruları, aşamadığın sıkıntıları ortaya dökerek dertleşebilirsin. Ufak tartışmalar, görüş değiş tokuşları da yapabilirsin.Son yıllarda o kadar derin bir yarılma oldu ki dikkatli olmalı, umulmadık bir anda dostlarınla uçurumun karşı taraflarında kalman hiç de uzak bir olasılık değil bilmelisin. Olsun, dostluğunuzun temeli o kadar sağlam ve o kadar uzun bir geçmişe dayanıyor ki. Sonra yatma vakti. Sana salonda bir yatak serseler. Hele yere serilmesine bayılırsın. Temiz çarşaflar ve yorgan. Sakız gibi. Serin mis kokulu çarşaflara uzanmak ne mutluluk. Melih Cevdet’in şiirinde de çarşaf lavanta kokuyor.


Eski bir dosta konukluğa gitmek, onun verdiği huzur duygusuyla düş gücünün harekete geçmesi. Temiz, serin bir çarşaf serilmiş yatakta uyumak. İsmini bile unutmak sonra. İnsanın dertlerinden, sıkıntılarından ve hırslarından kurtulması bu aslında. Dostluk, ortak bir yaşantıya, uzun süreli bir deneyime dayanıyor.


Mehmet Serdar

bottom of page