top of page

EDEBİYAT: Mehmet Serdar ile Söyleşi

Denemelerinizde gittikçe daha çok biçime ilişkin görüşlere yer veriyorsunuz. Yeni kitabınızda yer alan denemelerle eski yazdıklarınıza göre hedeflediğiniz denemeye daha çok yaklaştığınız söylenebilir mi?


Evet. Önceki kitaplarımdaki denemeler daha çok nesnel doğrunun peşindeki denemelerdi. Hızlı bir değişim dönemini anlama çabaları. Teorik olarak bir değişim gerekliliğini ne kadar kavramış olursa olsun nesne ile özne ayrımına dayalı bir düşünce üretimim olmuştu. Onlar ele aldığı sorunların, kurcaladığı soruların büyüsüne kapılmış denemelerdi. Ama başlangıç varsayımından kurtulamayan, bir görüşü doğrulamak için yazılmış denemeler.


Yeni denemelerde neredeyse denemenin kendisini sorun ediyorsunuz.


Bu kez büyü, doğrudan denemenin kendisinden geliyor. Deneme aracılığıyla düşünce denizine açılmak. Deneme benim için bir düşünce üretimi, bu doğru. Yeni denemelerim, yöneldiği sorun kadar denemenin kendisini de konu ediniyor. Baktığım nesne kadar bakış açımı da bu ikisinin birlikteliğini de. Söyledikleriniz kadar ve onlardan daha çok söyleyiş biçiminizi önemsiyorsanız, sanat alanına giriyorsunuz demektir. Deneme türünde edebiyatın diğer dallarında olduğu gibi salt biçime yönelme olanağı yok. Öte yandan denemede biçim, doğrudan denemenin kendisi olabilir. Çünkü denemenin belki de temel konusu dünyayı kavrayış tarzı hem denemenin biçimi hem de doğrudan konusu olabilir. Deneme, bir düşünceyi geliştirirken kat ettiği yolda bıraktığı izi de görünür kılar. Bu kitabımda denemenin kendisi de bir sorun haline geldi. Denememizin olanaklarını kullandıkça, sınırlarını genişlettikçe onun aracılığıyla dünyanın daha derin anlamını üretmek olanaklı.


Deneme şu belirsizlikler dünyasında el yordamıyla yürüyüşü sağlayabilir mi? Olanı biteni anlamak konusunda bize yardımcı olabilir mi?


Ben denemenin bu anlama çabasının en önemli araçlarından biri olduğunu düşünüyorum. Hatta giderek olan bitenin bizim anlama ve anlamlandırma çabamızdan bağımsız olmadığını söyleyeceğim. Çünkü biz kendi eğilimlerimizi, seçimlerimizi ne kadar güçlü ortaya koyabilirsek süreç o kadar çok bize doğru bükülecektir. Ama gelişmeler bizim öngördüğümüz çerçeveden dışarı taştı diye küsecek durumumuz yok.Olanı biteni anlama ve anlamlandırma çabasını daha önce alıştığımız araçlarla sürdürmeye çalışmak; tek bir modelin kapsamına sıkıştırmayı, indirgemeyi ummak gerginliğimizi artırmaktan başka işe yaramaz.


Denemeye bir yer aradığınız anlaşılıyor. Denemeyi yazın türleri arasında nereye koyuyorsunuz?


Edebiyat alanının kenarında felsefeye en yakın bölge. Ya da sanatla felsefenin kesişerek oluşturduğu ortak bir alan deneme. Belirsizliği, çelişkinliği, döngüsel anlatımı, okuyucunun katılımına açık boşluklu yapısı onu diğer düşünce ağırlıklı düzyazı türlerinden daha çok edebiyata yaklaştırır. Makale, fıkra, inceleme, eleştiri yazıları, çelişkileri dışlayan ve doğrusal anlatımlarıyla onu sanat alanında bırakarak denemeden ayrılırlar. Deneme esnek yapısıyla sanat alanına tutunur. Sanat da kuşkusuz düşünce içerir. Ama onunki kavramsal değil imgesel düşüncedir. İmge dolayımında yaratıcı enerjiyle yüklenen okuyucu, yapıtın yaratıcısı tarafından üretilmesine koşut bir yaratıcılık gösterir.



Siz denemenizi bu durumda imgesel düşüncenin alanda mı kavramsal düşüncenin alanında mı kuruyorsunuz?


Benim için deneme, kurmaca öğeleri taşımasa da okuyucuyu katılıma çağırır. Onu kendi denemesini üretmeye yöneltir. Kuşkusuz bu, okurla ortak bir duyarlılık düzlemi gerektirir. Söyleşi havasında okurun da kendi sözünü söylemesini ister deneme. Kesinlikli değildir. Mantıksal değil sezgiseldir. Tamamlanmamıştır. Son sözü okuyucuya bırakır. Okuyucuya hep gittikçe derinleşen sorular sorar. Önceden saptanmış yanıtları şart koşmaz. Esnektir. Çeşitli yanıtlara açıktır. El yordamıyla gidişe ses çıkarmaz. Onu destekler. Deneyim aktarımıdır. Yaşantıya dayalı olduğu için hemen karşılığını, eşdeğerini, muadilini bulur. Deneme içtenliklidir. Tekabüliyet ilişkisi kurmak ister. Ben dilini kullanır. Sen dilini harekete geçirir. Yaşam bilgeliği, bilgiçlikten uzaklaşabildiği ölçüde daha çok insana ulaşır.


Deneme ne işe yarar?


Deneme yapmak, asıl olanın henüz ortaya çıkarılamadığı koşullarda onu el yordamıyla keşfetmek, oluşturmaya çalışmak sayılmakta. Asıl olan mutlaka elde edilecektir diye bir kayıt yok elbette. Verili olanın yadsınması çeşitli deneyler yapılması, denemelere girişilmesi anlamına gelir. Genel geçer olana aykırı duruş. Deneme bir arayıştır. Ama basma kalıp, tamamlanmış, bir yerde hazır bekleyenin aranması değil. Ancak buradan da her olayın arkasında gizli bir niyet aramaya gerek yok. Eleştirel bakış gerçeğe ulaşmada en önemli araç ama bu dışımızdaki bütün arayışların niyetlerini kuşkuyla karşılamak anlamına gelmez. Gerçek derindedir diyerek de işi yokuşa sürmeye gerek yok. Gerçek bizim dışımızda bizi belirleyen bir çerçeve olduğu kadar kurulan, üretilen, tasarımlanıp oluşturulan bir şeydir.


Denemeden bir de kişisel yarar umuyor gibisiniz? Niçin deneme yazıyorsunuz?


Beni iyileştirdiği için deneme yazıyorum. Sanatın özellikle de yazının sağaltıcı bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Sizi içeriden kemiren, bir düşünce karışıklığına düşüren sorunu yazıyla tanımlayıp dışınıza attıkça, dışlaştırdıkça geride sayfalar, denemeler, kitaplar bıraktıkça iyileşiyorsunuz.


Birkaç yerde denemeyi bireysel anlam üretimi olarak da tanımlıyorsunuz.


Evet. Konuşmak, yazmak, dil kullanımının bütünü anlam üretimidir elbette. Ama sanatsal bir dil kullanmak daha derin, daha yoğun anlam üretimi sayılmalı. Burada genel kullanımın dışında ayrıca özel bir dil de oluşturmanız gerekli. Deneme ise imgelerden çok kavramlarla yol alıyor. Düşünce ağırlığı öne çıkıyor. Ben, sürekli yeniden anlam üretiminden yanayım. Anlamın temel niteliği, bireysel yaşam bağlamını zorunlu kılmasıdır. Sözcükleri birer anlam potansiyeli olarak düşünebiliriz. Bu potansiyellerin bilincinde olursak ve bütünlüklü bir yaşam felsefemiz varsa onlarla yoğun anlamlar üretebiliriz. Deneme bu olanaklardan biri. Benim içinse başlıcası. Anlamsız bir dünyada değiliz elbette. Değişik türden, çeşit çeşit anlam halkalarıyla, katmanlarıyla kuşatılmış durumdayız. Hiçbir zaman önümüze beyaz bir sayfa açılmıyor, buyurun istediğinizi yazın diye. Bütün sayfaları tıka basa dolu. Oysa önemli olan kendi anlamımızı üretebilmek. Elbette temel ahlaki ilkeler, değerler çerçevesinde. Kuşkusuz onlar da sorgulanmalı, üstleri temizlenmeli, parlatılmalı; ama onlarsız olmayacağını da bilmeliyiz. Çünkü onlar insan varlığının temel dayanakları durumunda.


Denemelerinizin dışa dönük bir tanımlama çabasının ötesinde gittikçe içe yönelen bir doğrultusu da var.


Evet özellikle bu kitabın oluştuğu dönemde böyle bir yönelimim oldu. Özellikle etik sorun temelinde bir içe dönüş. Deneme aracılığıyla dünyayı anlamaya, anlatmaya ve anlamlandırmaya yönelirken etik sorun öne çıktı. Üzerine düşündüğünüz çeşitli konularda yaptığınız her deneme sizi temel ahlaki sorunlara yöneltiyor. Öyle bir ortamda yaşıyoruz ki eskisinden farklı olarak artık yalnızca ürettiklerimizi değil, geçmişimizi ve geleceğimizi, doğayı ve dünyayı tüketiyoruz. Bu gerçek, bütün eylemlerimizi ahlaki bir sınava sokuyor.


Konularınızı nasıl seçiyorsunuz?


Konular, sizi seçiyor yazıldıkça içine çekiyor. Deneme, bir bakış biçimi. İnsana bir kez bulaştı mı, her konuya buradan bir deneme çıkar mı diye bakarsınız. Denemeci her an denemeye koyulmaya hazırdır. Yaşadığınız bir olay, bir ayrıntı derinleşir, sizi denemenin anaforuna çeker; ya da yazmakta olduğunuz denemeye yeni bir açılım verir, boyut katar, en sonunda bütünler onu.


Bazı denemelerde tanık olduğunuz gündelik, sıradan bir olaydan yola çıkıp onu kişisel ahlaki bir sorun olarak kavrayarak temelli bir hesaplaşmaya girişiyorsunuz.


Çok yüzeysel, sığ ve dışarlıklı yaşadığımız ne yazık ki gerçek. Her zaman kendi sorumluluğumuzu dışarıda tutuyor, suçu hep başkalarında arıyoruz. Oysa kendimizi en edilgin saydığımız durumda, bizden çok uzakta gelişen bir olayda bile bizi ilgilendiren bir sorumluluk boyutu var. İnsan toplumsal bir varlık. Dile, ideolojiye, kültüre bulanmamış yalıtık bir insani olgu düşünülemez. Bu üç olgu da hem bizi oluşturan hem de bizim oluşumuna katıldığımız canlı üretim alanları. Özgün katkımız olmasa da en azından taşıyıcı olarak onları canlı tutan, aktaran durumundayız. Dolayısıyla onlardaki insani olmayan öğelerin aktarılmasına kaçınılmaz olarak katkımız oluyor.


Yüzeysel olandan sürekli bir yakınma, hep derinde olanın önemsenmesi, her şeyin, derindeki, bizim etki ve kavrama gücümüzün dışındaki bir belirleyici özün eylemi, görüntüsü olduğu izlenimine yol açmaz mı?


Hayır. İlksel bir özden, bizim etki ve kavrama gücümüzün dışında bir belirleyici bir özden söz etmiyorum. Ama öte yandan da her şeyin aynı katta eşit yüzeysellikte ve birbirine ilişmeden durduğunu da düşünmüyorum. Genellemelerden kaçınmalı, noktasal çözümlemelere gitmeliyiz. Bu odaklanmayı, yoğunlaşmayı, derinleşmeyi gerekli kılar. Pozitivizmin etkisinin azalışı ilkin nesne ile onun adlandırılışı arasındaki ilişkinin rastlantısallığının vurgulanmasıyla başladı. Burada zorunlu, birebir karşılıklılık ve temsil ilişkisi yoktu. O zamandan başlayarak bütün zihinsel etkinlik bir deneyim etkinliğine dönüştü. Deneme, hep aslına doğru yönelen birtakım girişimler anlamına geliyor. Ama bir türlü asıl olan ortaya çıkmıyorsa ya da sonsuzda ortaya çıkacaksa, bir süre sonra asıl ile denemesi ayrımına gerek kalmaz. Gerçeği ele geçirmeye dönük bütün çabaların hepsine deneyim demek eğilimi ortaya çıkar. Bu elbette bütün etkinlikleri aynı değer katına indirmez ama daha ileride sayılan çabalar üstünlüklerini gerçeği yansıtabilme özelliğinden çok kendi iç örgütlenişleriyle edinirler.


Deneme tanımı, daha çok henüz hedefe tam ulaşamamış, aslını ortaya koyamamış girişimleri adlandırmak üzere kullanılır. Deniyorsunuz, hele yalnızca deneme yazanlar için söylüyorum, deniyor ama bir türlü aslına ulaşamıyorsunuz. Aslı nedir? Bir uçta roman ya da öteki uçta şiir mi?


Deneme sözcük olarak kuşkusuz tüm sanatsal etkinliği kapsayabilecek yerinde bir tanımlama. Roman da şiir de sonuçta sanatçının imgeleminde tasarladığını gerçekleştirme girişimi. Kendi idealindeki biçimi bulma denemesi. Gerçeği yakalama ve yeniden üretme çabası. Deneme türünde ise daha baştan bu girişimin adı konulmuş. Kuşkusuz bir ölçüde sanat alanının kenarlarına savrularak.


Sizin denemenizin belirgin bir yanı da sorgulayıcılığı.


Evet eleştirel düşünce ve sürekli bir sorgulama süreci gerçeği yakalamanın en önemli araçlarından biri. Bütün iletişim ve bilgilenme alanının her zaman tıka basa dolu olduğunu bilmeliyiz. Hiçbir zaman boş bir sayfaya yazmıyoruz. Sürekli bir sorgulama etkinliğiyle kendimize alan açmalı, bu alanda kendimizi yeniden kurmalıyız. Kendi yaşamımıza egemen olabilmenin, kendimize ait bir yaşam oluşturabilmenin başka yolu da görünmüyor. Yaşamın yazdıkça, sorguladıkça yeni bir bütünlüğe yöneldiğini; anlam verdikçe anlamlandığını kabul edelim.


Mehmet SERDAR





Comments


bottom of page